felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2017 Pazartesi

DZİGA VERTOV 'UN KENT İZLENİMLERİ


DZİGA VERTOV

Film afişi  Dziga vertov'un 1929 yılında çektiği ''Kameralı adam'' belgeselinden. Kendisi döneminin önemli bir konstrüktivist  Soyvet sinemacısı ve aynı zamanda da bir izlenimciydi. Bu filmi seçmemin nedeni aslında biraz kişisel. Filmi ilk izlediğim zamanki izlenimim diğer izlediğim filmlerden çok daha farklıydı ve bu dürtüyle beraber kendisini araştırmaya yöneldim. Buna ek olarak sanatçının  17. yüzyılın ünlü felsefecisi olan ''Baruch Spinoza'nın'' düşünce üslubu arasındaki benzerliklerden ve Vertov'un kent izlenimlerinden de bahsedeceğim. Yeri geldiğinde de Spinozacı düşünce sekansından ve ünlü eseri olan Etihcasında da kısaca üzerinde durmaya çalışacağım ama önce filmin küçük bir analizini yapalım.

Film, gün doğumundan gün batımına kadar bir Sovyet kentinden manzaralar sunuyor. Şafak henüz sökmemiştir, sokaklarda kimse yoktur, banklarda uyuyan evsizler günün henüz başlamadığını ifade eder adeta. Hemen ardından insanlar şehir meydanına doluşur. Otobüsler, tramvaylar ve metrolar alabildiğine kalabalıktır, şehir uyanmıştır ve yeni bir iş günü daha başlamıştır. Serideki bir sahnede bir saat izleyiciye gösterilir ve zaman hızlı akmaya başlar. Derken sahne geçişleri hızlanır ve çalışan insanların koşuşturmaları gösterilir. İş makineleri, çalışan insanlar, dikiş diken kadınlar  bu kadar yoğunluk içerisinde  tek bir vücut olup yeni bir ülke yaratma çabası içinde olurlar. Adeta kolektif bir yapıya bürünmüşlerdir. Vertov Sovyet hayatının kesitlerini kayda alırken, bunu barlara, okullara, sokaklara yerleştirdiği gizli kameralarla gerçekleştirmiştir. Vertov hayatı rahatsız etmeden, hayatın bütün veçheleriyle göstermeye dikkat etti çalıştı. Çünkü kameranın varlığı insanlara bir tür rahatsızlık verebileceğini düşünmüştü.

Dziga Vertov bir belgesel yapmak  Sovyet yaşamını olduğu gibi  göstermek istiyordu ki felsefi yönünden bakacak olursak ta Spinoza nın ''Ethica''sında anlatmaya çalıştığı gibi ''olduğu gibi' göstermek istiyordu. ODTÜ'lü Sosyolog Ulus Bakerin 1998 yılında sunduğu ''Sanat ve Arzu'' semirinde de Vertov ve Spinozın arasındaki ortaklıklardan bahseder. Ona göre sanat da doğrudan doğruya felsefi ve bilimsel formlarla özleştirilebileceğini ve bu atıfla beraberince de, Vertov'un Kameralı adam belgeselinde de Spinozanın felsefi izlerinide görebileceğimizi vurgulamıştır.
Spinozaya göre yanlış bir tanım imkansızdır.Bir şeyin tanımladığında o tanım aynı zamanda o şeyin kendisi olduğu ölçüdedir, yanlış bir tanım zaten tanım değildir. Aynı zamanda bir şeyi tanımlıyor olmak demek o şeyim nasıl üretildiğini  yani ''contruct'' edildiğinide bilmek gerekmektedir. Vertov'un konstrüktivis bir sanatçı olması da bu Spinozacı özelliğini daha da güçlendirdiğini düşünüyor Baker.
Vertov'un inandığı kameranın bakış açısı birinin bakış açısıyla özleştirilecek birşey değildir. Gözün gördüğünü gören şey de değildir. Dolayısıyla kendi içinde öznel olmayan bir görüntü tarzıdır. Kamera apayrı bir öznedir Vertov için. Görüntü yoluyla yankılananı görmek, kendimizi görmek gibi değildir. Görüntüyü mülkiyet olmaktan çıkarabilen bir bakışın prototipini görüyoruz onda. Sen bir hayatın üzerinde yansıdığısın, diyelim.  Bir hayat var ve herkesin hayatı  bu, sosyal bir hayat var, ve bu sosyal hayatın içerindeki belli bir işbölümü, Vertov'un ''sosyalistçe iş bölümü'' dediği  çerçevede bu görüntüleri yakalamak zorundasın.  Çünkü bu da Sovyet hayatının bir parçası, onların da Sovyetik hayata katılma tarzı bu, onu konstrüktivist bir tarzda inşa etme faaliyeti, onların da katılımı bundan ibarettir. Vertov diyorki, Sovyet hayatını ki buda dünyadaki hayat demek, global insan yaşamı demek, Spinozacı deyimle söylersek bir anlamda da 'Tanrı' demek yaşamın kendisini 'olduğu gibi' vermek istiyorum diyor.

Vertov'un bir deneyci sinemacı olduğuyla beraber, kendisi televizüal imaja karşı kanaatimce bir tür direnç beslediğini düşünüyorum. Çektiği filmlerde toplumunu yönlendirmediğini, simgeleri, baskın simgeleri, resmi simgeleri içermediğini ve kullanmadığını, bunu yapabilmek için de doğrudan doğruya simgeleştirmekten kaçtığını da söyleyebiliriz.

Vertov , filmlerinde  gerçekleri kaydetmekten asla çekinmeden,  Sovyet döneminin kent manzaralarını ve yaşamını yalın ve kesin bir üslupla kullanmayı amaç etmiştir. Vertov’a göre, yüksek derece bir medeniyeti ancak ve ancak yurttaşlar ortaya çıkarabilir. İşçiler, yeni büyüyen ekonominin esas aktörleridir ve devletin finansal yükü, onların omuzlarındadır.Ne var ki yurttaşlar arasında toplumdan soyutlananlarda mevcuttur.Fakat , toplumsal güç dengeleri dahilinde, Vertov’un vurguladığı işçi sınıfı, onun Marksist duruşuna işaret etmektedir.


KAYNAKLAR
ULUS BAKER _''SANAT VE ARZU''
SPİNOZA _ETİKA
John MacKay _ Dziga Vertov: Life and Work

23 Mayıs 2016 Pazartesi

EFSANEDEN GERÇEĞE


Raffaello Sanzio / Atina okulu  1509-1511  



İlk çağlardan beri insanlar doğada ki sıra dışı olayları farklı imgelerle betimlemiş ve açıklama getirmeye çalışmalardı.Tarihin babası olarak bildiğimiz Bodrumlu Herodot,  Antik Yunanistan'ın inanç sisteminin bir parçası olmuş ve doğadaki  bu olayların sonuçlarını mitler yoluyla hikayeler yazmıştır.Her ne kadar hikayeleri mitolojik olsa da, Antik yunan kültürü ve önemli savaşlarına (Yunan- Pers savaşlarına) ait salt fikirleri anlamamıza yardımcı olmuştur. Ardından yunan filozofları doğayı ve doğal süreci mitolojik öğelerden ziyade doğal nedenler aramaya başladılar.Böylelikle doğa filozofları doğmuş oldu.Doğa filozofları doğal süreci doğanın kendisini gözlemleyerek anlamaya çalıştılar. Şimşeğin ve gök gürültüsünü, kışı ve ilkbaharı tanrılar dünyasındaki  bir takım olaylarla açıklamaktan çok farklı bir şeydi bu.Böylelikle felsefe dine bağlı olmaktan kurtulmuştu.





Jacques-Louis David- Sokratesin ölümü






İÖ.450 yılların Atina yunan kültür başkenti konumundaydı.Dönemin en ünlü filozoflarından Sokrates Atina pazarlarında dolaşır insanlara sorular sorardı.Sokrates bir şey bilmiyormuş gibi yapmakla insanları akıllarını kullanmaya zorluyordu.Cahil rolü oynuyordu 
bir bakıma Sokrates.Buna psikolojide Sokratik ironi deniliyor.Bazen Sokrates'le 
karşılaşmak pahalıya patlayabilir insan koca bir kalabalığın önünde küçük düşebilirdi.Bu yüzden Sokrates'i çoğu zaman dönemin burjuvası ve iktidar sahipleri sinir bozucu buluyorlardı. Sokrates'e göre erdem, bir biçimde bilgiyle eştir.Bununla beraber ,evrensel iyi ve doğruluk normları olduğundan da bahseder. Bu konseptlerin evrensel yönü hem doğru bilgiyi, hem evrensel olanın bilgisini, hem de tüm insanlar için geçerli olan objektif ahlakı sağlamlaştırmasıdır.Mutlak erdeme  yani  yunanca (Arete'ye) sahip olan kişi işlerini doğru şekilde yerine getirecektir.Sonuç olarak iyi, mutluluk, erdem vb. evrensel kavramların kavramsal analizi ahlakî davranış için önemlidir.Hiçbir yazılı kaynağı olmamasına karşın Sokrates bir konuşma ustasıydı.Bugün Platon sayesinde felsefi  öğretilerini anlayabiliyoruz.Lakin İ.Ö 399 yılında, ''gençliği yozlaştırmak'' ve ''yeni tanrılar ortaya atmak'' la suçlandı ve ölüme mahkûm  edildi.Kendi çağının bile anlaşmaz bir kişisi olmuş olan Sokrates  döneminden sonrakilere ilham kaynağı olmuştur.